Sektörel Haberler

Mahmut Anlar, İstanbul Gece Hayatının Mimarı!

Vogue, Laila, Buz, Havana, Anjelique, Salomanje, Wanna, Sortie, Mikla, Erguvan, The Marmara Pera, Num Num, It’s A Joke, Longtable, W Hotel, Chilai… Başka bir söze gerek kalmıyor, tasarımları mimar Mahmut Anlar’ı gayet iyi anlatıyor…

Onca esere imza atmış bir mimarın ‘yaşlıca’ olduğunu düşünüyor insan; Mahmut Anlar şaşırtıyor sizi önce fiziğiyle sonra hayat görüşüyle. İstanbul için klasikleşen pek çok restoran ve gece kulübüne imza atan Anlar, bir yandan da sinema ve spor salonu tasarımlarıyla dikkat çekiyor.

Önce hayal kurarak ve mekanı bir tiyatro sahnesi gibi düşünerek çizimlerini yapmaya başladığını söyleyen Mahmut Anlar ile her katta ayrı bir konseptte hizmet veren son göz ağrısı Bebek Chilai’de buluştuk.

– İstanbul’un gece hayatında neredeyse bütün mekanlarda sizin imzanız var. Bir mimar için adının marka olması ürkütücü olabiliyor mu?
Yok, ben o boyutlarda değilim. Bilinçli olarak eskisi kadar eğlence sektöründe birbiri ardına işler almıyorum. Bir dönem çok yoğun oldu, sakin durmaya çalışıyorum. Sinema, spor salonu, otel konularıyla ilgiliyim şu sıralar. Genel olarak mekanların da eskisi kadar hareketli olmadığını düşünüyorum. Krizler, felaketler derken insanlar geri çekildi. Mimari kimliğimle ortalıktayım ben, yaptığım işle kendimi ayırmayı bildim her zaman.

– Biliyor muydunuz buralara geleceğinizi?
Hırs tek başına kötü manada algılanabilir, o boyutta olmasa bile hayatımda yaptığım her işi iyi yapmak, vaktimi de en iyi şekilde harcamak isterim. Dünyada ne kadar yaşayacaksam o kadar üreterek, çalışarak ya da keyfini çıkartarak yaşamak isterim.

– Bir iş yapıp da beğenilmeme durumu yaşadınız mı?
En azından bana söylenmedi (gülüyor). Bunun net bir cevabı olmaz zaten, içinde bulunduğunuz ruh hali önemlidir. Bir mekana onlarca kişi gelir ve gelen kişi nasıl hissediyorsa kendini, mekanı da öyle görür. Sevgilisinden ayrılan biri, mutsuz ve üzgün olarak geldiyse siz o mekanı ona nasıl beğendirebilirsiniz? İlgilenmez bile. Benim bir şansım da tasarladığım mekanların hep iyi işletilmeleri ve iyi çalışmaları olması. Mekan tasarımlarımda tasarım esiri olmadım. İnsan ilişkilerini ve ruh hallerini ‘küçük sırlar’ olarak projelere ekledim. Bütün işletmelere para kazandırdığımı düşünüyorum.

İLHAM KADINLARDAN
– Yaptığınız mekanlar içinde daha çok sevdiğiniz var mıdır?

Hepsini çok severek yaptım ve olduğu yerlerde bıraktım onları. Zamanla değişenler oldu, kimilerini ben değiştirdim, kimilerini başka arkadaşlarım değiştirdiler. O işleri yaptığım zamanki ruh halim de tasarımlarıma yansımıştır.

– Nelerden etkilenirsiniz?
Çıkış noktalarım vardır mutlaka, aslında ben etkilenmemek için dergilere bile bakmam. Olaylar, kişiler etkiler beni. Kadın kahramanlar mekanlara kişilik katar ve kadınlardan yola çıkarım. Bir gece kulübü ya da bu tip yerlerde elbette kadın müşteriyi cezbedici şeyler yapmaya çalışıyoruz. Çıkış noktasında her zaman bir kahramanı hedef alıyoruz. Mesela Tampa Bo Derek, Buz-Safran da Cicciolina… Kadın gece hayatında çok önemli bir faktör ama bu kahraman her seferinde kadın olacak diye bir şart da yok.

– Chilai birkaç tane kadın gibi!
Doğru. Burada birkaç kadın var ama aslında Bebek’in kendisi de var. Konseptin içeriğini de ben hazırladım. Bir balıkçı olacaktı ama bana inandılar ve her katında başka şeyler tasarladık. Dekorasyon açısından kalıcı bir eser olması bakımında çok çalıştık ve farklı birimleri ayrı ama tek bir dekorasyonla birleştirerek yapmak kolay da değildi. Bebek’te deniz kenarında ‘long drink’ yapacağınız bir yer yoktu mesela, şimdi var.

TASARIM TİYATRODUR
– Hep mimar mı olmak istediniz?

Hayır, aslında gönlümde tiyatro vardı. Çocuk radyosunda çalıştım 8 yaşımdan 11’e kadar ve sanatla alakalı olacağımı bilirdim. Renkli bir dünya ve mekan hazırlamakla aynıdır tiyatroya çalışmak, dekor var, kostüm var, makyaj var. Benzetirim ben tiyatro ve mimariyi. Hatta mekanlarımı da hep teatral düşündüm. İnsansız mekan düşünemem. Mimarlık okudum ve bir anlamda yine sanat yapıyorum, sonraları psikiyatr olmak istediğimi düşündüm. Hayat üzerine çok düşünürüm. Hatta belki bir süre sonra başka bir meslek deneyebilirim, bir sürpriz yapabilirim kendime.

– İşletmecilik mi yapacaksınız acaba?
Yok, öyle bir şey değil, kendi mekanımı açmayı hiç düşünmüyorum. Kendi işimle bağlantılı bir iş olacak ama sadece bu sektörde olmak adına yapacağım bir iş olmayacak. Daha var vakti.

– Mekanı sahne gibi düşünüyorsunuz!
Bir oyun sahneler gibi çalışırım, Wanna mesela. Yemek ve yemek sonrası eğlencenin ön plana çıkacağı bir yer. Pera’da olduğu için tarihi kimliğini de katarak çalıştım. 2050’de China Town’da geçen bir kurgu-bilim kurguladım ve mekan tasarımını ona göre yaptım. Tiyatrodan hiç uzak değil.

– Bir mekana giderken biz de ne giyeceğimizi düşünüyoruz, sizin mekanlar ayrı bir özen istiyor!
Olabilir, gelenler ortama uygun olmak istiyorlardır belki, benim tasarladığım tiyatro dekorunda rol almak istiyor olabilirler.

– Son dönem Osmanlı mimarisi pek seviliyor, tuğralar, kaftanlar, kadifeler var. Hoşunuza gidiyor mu?
Televizyon çok etkili kişiler üzerinde. Bugüne adapte ederek çalışmak lazım, tipik Arap kültüründen gelen bir kadın düşünün ama Londra’da okumuş. Kocaman siyah gözleri var ama kılık kıyafetiyle tam bir Batılı. Böyle olduğu zaman çok çarpıcı oluyor, aynısını alıp yaşatmak bana ters geliyor. Dünyayı ilerletmek lazım, biz bunu yapmıyoruz. Geri döndürmek istiyoruz ama ben dünyanın ilerlemesini isterim. Tasarımların da ilerlemesi lazım. Temeller önemli ama biz ne yaptık ona bakmak lazım.

– Kimin evini tasarlamak isterdiniz?
Buna cevap veremem, bilemem çünkü. Aslında duygusal ve çokça hayal gören biri olsam da realist bir insanım. Benim olmayan bir işi istemem. Benimle aynı ruhta birinin evini tasarlamak isterdim, tabii parayı o verecek (gülüyoruz). Zorlanmayı severim bir de. Yaratıcılığımın dürtülmesi de lazım. Çalıştıkça yakınlaştığımız birinin evini veya mekanını yapmak büyük keyif olur ama arada tıkanmalarım olmalıdır. En güzel eserler zorluklara düştükçe çıkar.

Otel tasarımını çok seviyorum
– W Hotel’in tasarımını da yaptınız. Sevdiniz mi otel tasarlamayı?

Mikla projesinden sonra Serdar Bilgili beni aradı. Mikla’yı çok beğenmiş. W’nun konsepti benim yaptığım işlerle çok paralel. Çok renkli bir dünya, klasik otel mantığının dışında, her ülkede farklı bir W var. Özel bir standartları yok ama mantıkları var. O mantık da benim diğer yaptığım işlerle çok bağdaşıyordu. Rahatlık, konfor ve trendleri yansıtan bir konsept doğrultusunda çalıştık. Tarihi bir binada çalıştık, zordu ama sonuçta çok beğenilmesi tüm zorluklara değdi. Türkiye’nin ilk toplu konutlarıdır orası, Dolmabahçe Sarayı’nda çalışanların lojmanı mantığında yapılmış. Osmanlı havasını da yansıtmak istemiştik W’da.

– Siz kimi örnek aldınız, hangi mimardan etkilendiniz?
Dönemsel olarak benden iki jenerasyon önce yaşayan Bülent Erbaşar son derece başarılı bulduğum ve etkilendiğim bir mimardır. Kendisi çok renkli biriydi; vefat etmesi büyük kayıp. Park Şamdan’ın mimarıdır, eski Memo’s onundur ve hepimiz onu izliyoruz. Tiyatro yapmıştır, resim de yapmıştır hatta kıyafet de tasarlamıştır. Mimari bir ruhtur, kendi hayatımda da mimar olmanın getirdiği kısıtlamalarla yaşayacak kadar fakir olmadım.

– Paris midir favori şehriniz?
Paris hem görsel hem de ruh olarak mükemmeldir. Aslında bir süredir dünyada nereye gidersem orayı sevmeye başladım; dünya çok güzel çünkü. Stockholm da şahanedir, bir şölendir. Brezilya’dan çok etkileneceğim için gitmiyorum. Tokyo da nefistir. Uzakdoğuluların inanılmaz kalabalığı ve teknolojisi ile endüstri arasında ağaç kokusu aldığım ender şehirlerdendir.

Mahmut Anlar’dan…
– Mimar olmasaydım psikiyatr olurdum; çünkü insan psikolojisini seviyorum.

– Tasarladığım mekanlarda imzamı anlayamazsınız, ortak bir dil vardır ama birbirlerine hiç benzemezler.

– Bugüne kadar sarı rengi hiç kullanmadım ve sanırım kullanmayacağım. Acaba sarışın bir çocuk olduğum için mi?

– Bana minimalist diyemezsiniz. Pavyon tarzı mekanlar da tasarladım.

– Bir film, tarz ya da olay ilham kaynağımdır.

– Mütevazıyım ve özgürlüğüme düşkünüm.

– En çok kendi ofisimde rahat ederim. Basit tarzda döşenmiş mekanları severim. Sürekli aynı yere gitmem.

Akşam/ELİF AKTUĞ