Kanlı Bilânço: 7 Ayda 1279 İşçi Cinayeti ve İnşaat Sektörünün Utancı!

Hızlı Özet
İSİG Temmuz 2026 raporuna göre 7 ayda 1279 işçi hayatını kaybetti. Mimar İdris YAĞMAHAN, ölüm kusan betonarme inşaat sektöründeki iş güvenliği zaaflarını eleştiriyor.
Türkiye’nin “büyüme”, “mega projeler” ve “kalkınma” masalları, ne yazık ki her ay şantiyelerden, tarlalardan ve yollardan gelen acı haberlerle kana bulanmaya devam ediyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) tarafından yayımlanan Temmuz 2026 raporu, özellikle inşaat sektörünün ve rant düzeninin işçileri nasıl öğüten devasa bir kıyma makinesine dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpıyor. Rapora göre sadece temmuz ayında en az 214, yılın ilk yedi ayında ise toplam 1279 işçi çalışırken hayatını kaybetti.
Ekonomi çarkları dönsün, devasa gökdelenler bir an önce bitsin, deprem bölgelerindeki ihaleler hızla tamamlansın ve müteahhitler milyarlarına milyar katsın diye feda edilen bu hayatlar, basit birer “iş kazası” veya “kader” değil; gerekli önlemlerin ısrarla alınmadığı, bile isteye işlenen sektörel cinayetlerdir.
İnşaat Sektörü Neden Kesintisiz Bir Şekilde Ölüm Kusuyor?
Rapordaki sektörel dağılıma baktığımızda, en büyük katilin şaşırtıcı olmayan bir şekilde 58 ölümlü vakayla inşaat ve yol sektörü olduğunu görüyoruz. Onu 45 kayıpla tarım ve ormancılık izliyor. Devasa betonarme projeler, AVM’ler, lüks rezidanslar ve devasa altyapı işleri, işçilerin canı pahasına yükseliyor. Temmuz ayındaki ölüm nedenlerinin alt kırılımları ise sektördeki vahim tabloyu, denetimsizliği ve alınmayan hayati önlemleri gözler önüne seriyor:
- Yüksekten Düşme Sendromu (31 Ölüm): Temmuz ayında yüksekten düşerek ölen işçilerin %84’ü doğrudan inşaat şantiyelerinde hayatını kaybetti. Yüz binlerce liralık, hatta milyonlarca dolarlık daireler satan büyük şirketler ve taşeronlar, işçiyi koruyacak standart bir dış cephe güvenlik ağına veya kaliteli bir emniyet kemeri sistemine üç kuruş harcamaktan imtina ediyor. İskele kurulumlarının standart dışı olması ve rüzgar hesaplarının yapılmaması işçileri adeta ölüme itiyor.
- Trafik ve Servis Kazaları (40 Ölüm): İş cinayetlerinin zirvesinde trafik ve servis kazaları yer alıyor. İnşaat, tarım ve taşımacılık sektörlerinde işçiler, balık istifi gibi dolduruldukları, bakımsız ve eski model servis minibüslerinde veya kamyon kasalarında şantiyelere taşınırken yollarda can veriyor.
- Ezilme ve Göçükler (38 Ölüm): Özellikle hafriyat ve inşaat alanlarında gerçekleşen 38 ezilme/göçük vakası, zemin etüdü yapılmadan, istinat duvarı çekilmeden açılan derin temellerin sonucudur. İşin aceleye getirilmesi, ağır iş makinelerinin kör noktalarında manevracı (işaretçi) bulundurulmaması işçilere mezar oluyor.
- Aşırı Sıcaklar, Kalp Krizi ve Beyin Kanaması (25 Ölüm): Küresel ısınmanın rekorlar kırdığı temmuz sıcağında, açık şantiyelerde güneşin alnında çalıştırılan işçiler, yetersiz su molaları ve insanüstü tempo yüzünden kalp krizlerine ve beyin kanamalarına kurban gidiyor. İnsan vücudunun sınırları, müteahhitlerin teslim tarihi baskısına yenik düşüyor.
Çocuklar, Göçmenler ve Sendikasızlık Çıkmazı: Bir Sömürü Ekosistemi
Raporun en kan donduran ve vicdanları sızlatan kısımlarından biri de ölenlerin demografik yapısıdır. Sadece temmuz ayında, okulda olması, oyun oynaması gereken 12 çocuk işçi hayattan koparıldı. Bu çocukların dördü henüz 14 yaş ve altındaydı. Ucuz iş gücü olarak şantiyelerde, metal sanayisinde ve tarlalarda sömürülen bu çocuklar, denetimsizliğin en acı faturasıdır.
Aynı ay içinde 14 göçmen işçinin (Suriyeli, Hindistanlı, Afganistanlı, İranlı, Ukraynalı) hayatını kaybetmesi, kaçak, güvencesiz ve kayıtsız çalıştırılmanın hangi vahşi boyutlara ulaştığının en net kanıtıdır. Üstelik rapordaki en çarpıcı istatistik şudur: Ölen 214 işçinin 207’si, yani %97’si sendikasızdır! Bu oran, iş güvenliği denetimlerinin sıfıra yakın olduğu, örgütlenmenin yasaklandığı bir “kölelik düzeninde” çalışıldığının matematiksel ispatıdır. Örgütsüz işçi; şantiyede kendi can güvenliğini talep edemeyen, itiraz ettiğinde kapı önüne konulan ve sessizce ölüme terk edilen işçidir.
Ölümün Coğrafyası: Mega Projeler ve Mega Kayıplar
Temmuz ayında Türkiye’nin 55 ilinde ve yurt dışında (Suudi Arabistan, Rusya, Cezayir vb.) iş cinayeti tespit edildi. Listenin başında 26 işçi ölümüyle İstanbul yer alıyor. İstanbul’u, devasa turizm yatırımlarının ve tarımın merkezi Antalya (9 ölüm), Aydın (7), Denizli (7) ve Muğla (7) izliyor. Rakamlar bize açıkça gösteriyor ki; rantın, mega projelerin, hesapsız kentsel dönüşümlerin ve denetimsiz büyümenin olduğu her metropol, işçiler için devasa bir mezarlığa dönüşmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: İnşaatlarda yüksekten düşme ve göçük ölümlerini azaltmak için yasal zorunluluklar nelerdir?
Cevap: 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre müteahhitler; şantiyedeki dış cephe güvenlik ağlarını çekmek, iskele periyodik denetimlerini yapmak, hafriyat alanlarında iksa (istinat) sistemleri kurmak ve personelin kişisel koruyucu donanımlarını (baret, paraşüt tipi kemer vb.) sağlamakla mükelleftir. Ancak cezaların ihalelerden kazanılan milyonlara kıyasla komik kalması, bu hayati kuralların sadece kağıt üzerinde “imza karşılığı” halledilmesine neden olmaktadır.
Soru 2: İSİG verileri resmi makamlarca (SGK) doğrulanıyor mu?
Cevap: İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi) raporları; ulusal/yerel basın, işçi aileleri, sendikalar ve iş güvenliği uzmanları aracılığıyla toplanan bağımsız, sivil verilerdir. SGK’nın açıkladığı resmi ölüm sayıları genellikle bu rakamların gerisinde kalmaktadır. Özellikle tarım işçileri, kayıtdışı çalışan çocuklar ve göçmen işçi ölümleri, sistemde görünmedikleri için resmi devlet kayıtlarına “iş kazası” olarak yansımamaktadır.
Soru 3: Deprem bölgelerindeki yeniden inşa süreçleri bu tablodan nasıl etkileniyor?
Cevap: İSİG raporu, inşaat ölümlerinin önemli bir kısmının deprem bölgelerindeki büyük ihaleli projelerde yoğunlaştığını belirtmektedir. “Bir an önce evleri teslim etme” baskısı ve taşeron zincirlerinin uzaması, şantiyelerdeki İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği) önlemlerinin tamamen rafa kaldırılmasına sebep olmaktadır.
Mimar İdris YAĞMAHAN’ın Editöryal Yorumu: “Gökdelenleri İşçilerin Kanıyla Yıkamayı Bırakın!”
Eyy rant baronları, eyy o devasa betonarme plazaları dikip içine sığışan, “metrekare fiyatı” hesaplayan gösteriş meraklısı kitleler! O çok övündüğünüz rezidansların, o deniz manzaralı lüks dairelerinizin harcında; asansör boşluklarına düşüp parçalanan gencecik insanların, iskeleden uçan babaların, ezilen göçmenlerin ve güneşin alnında kalbi duran çocuk işçilerin kanı var. İnşaat sektörünün bu hantal, kontrolsüz, taşerona boğulmuş ve ağır ıslak imalata dayalı geleneksel betonarme düzeni; sadece doğaya değil, insan fıtratına ve doğrudan yaşam hakkına da düşmandır.
Aylarca süren o devasa kalıp çakma operasyonlarında, 30. katta hiçbir emniyet ağı olmadan iskeleye çıkarılan işçilerin kaderi rüzgarın insafına bırakılırken; bizler SerVilla Hafif Çelik Yapı Sistemleri olarak neden ısrarla “fabrika üretimi” diyoruz, hiç düşündünüz mü? Neden yıllardır çelik mimarinin sadece bir sağlamlık meselesi olmadığını haykırıyoruz?
Çünkü bizim inşa ettiğimiz hafif çelik binaların taşıyıcı karkasları, sıcacık ve tam güvenlikli fabrika ortamında, makineler tarafından sıfır riskle üretilir. Bizim şantiyelerimizde işçinin üzerine çökecek tonlarca beton yoktur; kopacak tehlikeli halatlara, havada uçuşan derme çatma kalıp tahtalarına yer yoktur. Zeminde insan onuruna yakışır, yüksekten düşme korkusunun sıfırlandığı, eldivenle ve şarjlı matkaplarla yapılan vidalı, tertemiz bir montaj işlemi vardır.
Yüksekten düşme korkusunun olmadığı, göçük riskinin tamamen sıfırlandığı, işçinin hayatını üç kuruşluk kar marjı için tehlikeye atmayan modern ve güvenli mimari sistemlere geçmek artık bir lüks değil, boynumuzun borcudur; insanlık onurunun en temel gereğidir. Hem kendi ailenizin deprem güvenliğini sağlamak hem de tırnaklarıyla çalışan işçilerin kanı üzerine kurulan bu vahşi düzene ortak olmamak için inşaat tercihlerinizi kökten değiştirin.
Sektördeki teknolojik yenilikler, hukuki gerçekler ve işçi sağlığını merkeze alan güvenli mühendislik çözümleri için SerMimar.Net daima pusulanız olmaya devam edecektir. Vicdanı olan, betonu terk eder!
SerMimar
Osmanlılarda mimarbaşı, SerMimaran-ı hassa. osmanlı hanedanının ve büyük devlet adamlarının yaptıracakları binaların projelerini yapmak ve bunların uygulanması için gerekli mimarları, teknik elemanları atamak, büyük kentlerdeki mimarları atamak, hassa mimarlarını yetiştirmek, kent ve kasabalardaki bütün mimar ve ustaların kayıtlarını tutmak SerMimar'ın görevleri arasındaydı.
Tüm Yazıları